Zafer Anasayfa

Toplam 202 tane mesaj yazılmıştır.
Sayfa: 1 - 2 - 3 - 4 - 5 - 6 - 7 - 8 - 9 - 10 - 11 - 12 - 13 - 14 - 15 - 16 - 17 - 18 - 19 - 20 - 21 -
Isim: memati
Soyad: gelibolu
20 Ocak 1915'de Mustafa Kemal tarafından komutası üstlenilen tümen, biri 7. Tümenden 57. Piyade Alayı ile ikisi Acemileri yetiştiren Depo Alayı'ndan kuruludur. O, askerlerine savaş gücü vermeye çalışırken, müttefik çıkartması tehlikesini yakın gören Başkomutan Vekili, "bu iki alay yetişmemiştir" diye acemileri İstanbul'daki 6. Kolordudan 72. ve 77. Alaylara değiştirdi.Daha bu alaylar gelip tümen kuruluşunu bitirmeden, 57. Piyade Alay ile hareket emrini aldı. Vapurla Tekirdağ'dan Maydos'a yola çıktı (24 Subat 1915). Gelibolu’ya ulaşan Mustafa Kemal , kendi tümeninden 57. Alay’ı Sarafim Çiftliğine, kalan birliklerini de geldikçe Maydos bölgesine tertiplemeye başladı. Bölgeyi gezerek 26. Alay’ı Seddülbahir, 27. Alay’ı Kabatepe kıyılarına yerleştirdikten sonra , Seddülbahir'e bir de akıncı müfrezesi çıkardı. 24-25 Nisan akşamı,çıkarmanın ilk günü, İngiliz ve Anzak kuvvetleri Arıburnu’ndan karaya çıkmaya başlamışlardı.Bu bölgede kıyı gözetlemesi yapan bir Türk takımının direnişine karşın, kıyıdan belli bir noktaya kadar ilerlemeyi başardılar.Bölge yakınlarındaki 27 Alay’ın ise sahile geniş birşekilde yayılmış olması da karşı koymayı oldukça güçleştiriyordu.Bu sırada Bigalı köyü’nde bulunan ordu yedeği 19.Tümen Conkbayırı yönünde tatbikat yapmakta idi.Top seslerinin duyulmasıyla 19.Tümen Komutanı Yarbay Mustafa Kemal, Ordudan emir gelmemiş olmasına karşın girişimi ele alıp tüm sorumluluğu yüklenerek, 57.Alay’ı bir batarya ile Kocaçimentepe yönünde harekete geçirdi. Kendisi de durumu izlemek üzere Conkbayırı’na çıktığında, Arıburnu kesiminden bazı askerlerin çekilmekte olduklarını ve düşman birliklerinin de bunları izlediklerini gördü. O anı Mustafa Kemal , Ruşen Eşref Ünaydın ile yaptığı görüşme sırasında şöyle anlatmaktadır: “...Bu esnada Conkbayırının güneyindeki 261 rakımlı tepeden sahilin gözetleme ve korunmasıyla görevli olarak orada bulunan bir müfreze askerin Conkbayırına doğru koşmakta, kaçmakta olduğunu gördüm... Bu askerlerin önüne kendim çıkarak: -Niçin kaçıyorsunuz ? dedim. -Efendim düşman dediler! -Nerede? -İşte! diye 261 rakımlı tepeyi gösterdiler. Gerçekten de düşmanın bir avcı kuvveti 261 rakımlı tepeye yaklaşmış ve tam bir serbestlik içinde ileriye doğru yürüyordu. Şimdi vaziyeti düşünün. Ben kuvvetleri (geride) bırakmışım, askerler on dakika istirahat etsin diye...Düşman da bu tepeye gelmiş...Demek ki düşman bana benim askerlerimden daha yakın! Ve düşman benim yere gelse kuvvetlerim çok kötü bir duruma düşecekti. O zaman artık bilemiyorum, bilinçli bir düşünme ile midir, yoksa önsezi ile midir, bilmiyorum. Kaçan askerlere: - Düşmandan kaçılmaz, dedim. - Cephanemiz kalmadı, dediler. - Cephaneniz yoksa süngünüz var,dedim. Ve bağırarak bunlara süngü taktırdım. Yere yatırdım. Aynı zamanda Conkbayırına doğru ilerlemekte olan piyade alayı ile dağ bataryasının yetişebilen askerlerinin ‘ marş marşla’ benim bulunduğum yere gelmeleri için, yanımdaki emir subayını geriye yolladım. Bu askerler süngü takıp yere yatınca, düşman askerleri de yere yattı. Kazandığımız an, bu andır...” Bu sırada Türk askerleri mevzi alınca karşı taraf da mevzilenir ve 57.Alay’ın öncü bölüğünün Conk Bayırı’na yerleşmesi için süre kazanılmış olur.Bu an Çanakkale Savaşı’nın kilit anıdır.Çıkarmanın hızı kesilmiştir.Daha sonra, Kolordu Komutanı Esat Paşa’nın izniyle, 27. Alay’dan geri kalan birlikleri de emrine alan Tümen Komutanı Mustafa Kemal, karşı saldırıya geçmek üzere 57.Alay'a şu emri verir : “ Ben size taarruz emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum. Biz ölünceye kadar geçecek zaman zarfında, yerimize başka kuvvetler ve komutanlar kaim olabilir.” 25 Nisan 1915 günü, vakit ikindiye yaklaşırken, ilk çıkarma kademesi olan tümenin sahile çıkışı da tamamlanmıştır. Ne var ki, 27. Alayın birlikleri ve 57. Alayın yaptığı karşı saldırı ile süngü hücumları sonucu Anzaklar çok sayıda kayıp vermiş ve sahile çekilmişler, kritik ve endişeli anlar yaşamaktadırlar. Gene de gün batarken, Anzak Kolordusu’nun sahile çıkan Tümeni, Arıburnu’nun sarp yamaç ve tepelerinde yerleşme olanağı bulur. Bu tarihten başla*** harekat, 1915’in Ağustos ayına kadar dört ay boyunca, Conkbayırı- Kocaçimentepe-kabatepe bölgelerinde, tarafların karşılıklı saldırı ve özellikle gece yapılan süngü hücumlarıyla, yakın boğuşmalar şeklinde ve çok kanlı çarpışmalarla geçecektir. Arıburnu'nda görev yapan 27. Alayımızın yardımına koşan birliklerimizin bazıları dağılınca, 57. Alayımız daha geniş bir araziye yayılmak mecburiyetinde kaldı; dolayısıyla yoğunluğu azaldı. Kumandanı Kurmay Yarbay Hüseyin Avni şehit oldu. Kumandayı ele alan Kurmay Binbaşı Yusuf Ziya da şehit olunca alay müftüsü Hasan Fehmi kumandan oldu; o da şehit düştü. Kumandanları şehit düşen birlikler Arıburnu sırtlarında düşmanı durdurmak için canla başla savaşıyorlardı. Bombalarla düşmana saldıran Nazif Çakmak (Fevzi Çakmak'ın kardeşi) şehit düşerken, ardından gelen 57. Alay'ın 6. Bölüğü ile, Anzak Kolordusu'nun 3. Alayı'nın 4. Bölüğü süngü ve dipçiklerle birbirlerine girdiler. *** Sisli bir nisan sabahı 57. Alay komutanı araziye yayılmış beyazlıklar görür ve takım komutanına bu beyazların ne olduğunu sorar. Takım komutanı, sabahleyin düşmana hücum emrini almış 57. Alay'ın, Rablerinin huzuruna temiz çıkmak için çamaşırlarını yıkadıklarını söyler; bu beyazlıklar, onların ak niyetleridir, der. Mustafa Kemal'in ,Yarbay Hüseyin Avni Bey'in ve silah arkadaşlarının Türk ulusu için yaptıklarının unutulması mümkün değildir. Sizleri hiç unutmayacağız ...
 
Şehir: çanakkale Cinsiyet: Bay Tarih: 16.07.2008
Isim: memati
Soyad: gelibolu
Dengir Mir Mehmet Fırat 30 Aralık 1945 yılında Mersin’ de doğdum. Orta ve lise tahsilimi Mersin Tevfik Sırrı Gür Lisesi’nde tamamladıktan sonra, 1967 yılında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun oldum. 1968-1970 yılları arasında askerlik görevimi tamamladıktan sonra, 1971 yılında Mersin Barosu’na kayıt olarak avukatlık büromu açtım. Avukatlık Mesleğimin yanında; Adanalıoğlu Kasabası’ndaki arazilerimde narenciye ticareti ile meşgul olurken, diğer taraftan MENAS Kooperatifi’nde görev alarak, narenciye üreticisinin mallarının pazarlanmasında Türkiye çapında başarı sağladık. Bir süre Akdeniz İhracatçılar Birliği Yönetim Kurulu Üyeliği’nde bulundum. 1973 yılında Adalet Partisi Adıyaman Milletvekili adayı oldum. 1977-80 yılları arasında Adalet Partisi Adıyaman/Kahta İlçesi, İlçe Başkanı olarak görev yaptım. 1983 yılında Doğruyol Partisi’nin Adıyaman’da kuruluşunu sağladım ve Doğruyol Partisi Merkez Karar Kurulu Üyeliği’nde bulundum. Aynı Partinin 1995 yılında Adıyaman Milletvekili Adayı oldum. 1999 yılında Fazilet Partisi’nden Adıyaman Milletvekili olarak seçildim. Aynı Partinin Genel İdare Kurul Üyeliği’nde bulundum. Türkiye Büyük Millet Meclisi Adalet ve Plan Bütçe Komisyonları’nda da görev yaptım. Fazilet Partisi’nin kapatılmasından sonra, Adalet ve Kalkınma Partisinin kuruluşunda aktif olarak bulundum. 3 Kasım 2002 seçimlerinde aynı partiden Mersin Milletvekili, 22 Temmuz 2007 seçimlerinde de Adana Milletvekili olarak seçildim. Partinin Kurucular Kurulu Üyesi olup; Merkez Karar Yönetim Kurulu Üyesi ve Genel Başkan Yardımcısı olarak görevimi devam ettirmekteyim. İyi derecede İngilizce biliyor; evli, iki çocuk babasıyım. Ankara’da Fırat ‘travması’ ABDULLAH KARAKUŞ, MANSUR ÇELİK Ankara - DIŞ HABERLER SERVİSİ AKP Genel Başkan Yardımcısı Dengir Mir Mehmet Fırat’ın Atatürk devrimleri için söylediği, ‘Türk toplumu travma geçirdi. Bir gecede kıyafetleri, dilleri değiştirildi’ sözleri, AKP’liler de dahil birçok kesimin tepkisini çekti AKP Genel Başkan Yardımcısı Dengir Mir Mehmet Fırat’ın New York Times’a, Atatürk devrimleri için söylediği, “Türk toplumu travma geçirdi. Bir gece içinde giysilerini ve dillerini değiştirmeleri istendi. Dini âdetleri ortadan kaldırıldı” sözleri Ankara’da “travma” yaratırken, AKP içinde de tartışma ve tepkiye neden oldu. Fırat, ‘Dinleri söküp atıldı demedim’ derken, TBMM Başkanı Köksal Toptan, konuyla ilgili olarak gazetecilere, “Bizi bugünlere getiren Atatürk devrimleridir” dedi. CHP Muğla Milletvekili Ali Arslan, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın yanıtlaması istemiyle verdiği soru önergesiyle konuyu TBMM gündemine taşıdı. Fırat’ın sözlerine milletvekilleri şu tepkiyi verdi: Erdem: Gerici laflar Vahit Erdem (AKP - Kırıkkale): Atatürk’ün yaptıkları artık tarihe mal olmuştur. Atatürk, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu ve milli kahramanımızdır, Türk milletinin gönlündedir. Din ve Atatürk üzerinden siyaset yapmak yanlış. Sarf edilmemesi gereken gerici laflar. İsmail Katmerci (AKP - İzmir): Böyle bir düşünce olamaz. Atatürk’e saygımız, güvenimiz sonsuz. Atatürk’e kimsenin laf etmesini istemeyiz. Mevlüt Akgün (AKP - Karaman): Devrimleri tartışmak yerine ‘Ortak yaşam kültürünü ve değerleri daha fazla nasıl hayata geçiririz, yeni anayasaya bunu nasıl yansıtırız’ın mücadelesini yapmamız daha doğru olur. CHP’den tepki yağdı Hakkı Suha Okay (CHP Grup Başkanvekili): Mustafa Kemal’in en büyük eseri olan cumhuriyeti rotasından çıkarmak, aydınlama devriminden rövanş almak istiyorlar. Siyasal iktidar, cumhuriyeti ve değerlerini içine sindirememiştir. Hedef, Mustafa Kemal ve kurduğu cumhuriyettir. Onur Öymen (CHP Genel Başkan Yardımcısı): Türk milleti Atatürk devrimlerini vazgeçilmez bir yaşam biçimi olarak benimsemiştir. Atatürk devrimleri, halkın üzerindeki baskıyı kaldıran, halkı özgürleştiren, milli iradeyi egemen kılan bir yönetimin başlangıcı olmuştur. Türk toplumuna travma yaşatan, Türkiye’nin çağdaşlaşmasının önünde büyük bir engel teşkil eden AKP iktidarıdır. Mustafa Özyürek (CHP Genel Saymanı): ‘Biz de Atatürk’ü seviyoruz, ama ilkeleri yanlış yorumlanıyor’ diyerek takiye yapıyorlar. Şimdi doğrudan Atatürk’ü ve düşüncelerini hedef alan bir kampanya başlattılar. Bir gecede ne milletin dili, ne de dini değişti. ‘Kapattırma gayreti’ Devlet Bahçeli (MHP Genel Başkanı): “Bu açıklama, AKP hakkındaki kapatma davası aşamasında adeta partiyi kapattırmak için özel gayret anlamı taşıyor. Bile bile çanak tutuyorlar. Partinin ikinci adamı konumundaki birinin, Türk milletine ve Türk devletine yönelik yıllardır içinde beslediği duyguları açığa vurması açısından önemli.” Masum Türker (DSP Genel Sekreteri): Bu açıklamayı, belli kesimlere son yıllarda afyon gibi yutturulup meseleyi Atatürk’ü tartışılır hale getirmek ve cumhuriyetin temellerini sarsmaya yönelik olarak görüyorum. Eski Anayasa Mahkemesi Başkanı Yekta Güngör Özden: Ayrılıkçı ve bölücülerin değişik kılık ve biçimde siyaset sahnesinde yer almaları düşündürücü ve üzücüdür. Ankara Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nusret Aras: Atatürkçü düşünce ve Atatürk’ün koyduğu ilkeler, Türkiye’nin o yıllardaki zor günlerinden bugüne gelmesini sağladı. Bu düşünceler ise Türkiye’yi tekrar o güne ***ürmeye çalışan düşünceler. Eğitim-İş Genel Başkanı Yüksel Adıbelli: Fırat, Türkiye İran, Arabistan gibi bir ülke olsun istiyor. İçine Atatürkçü düşünceyi sindiremiyor. ‘Travma dedim, yorum yapmadım’ AKP Genel Başkan Yardımcısı Dengir Mir Mehmet Fırat, New York Times gazetesinde yayımlanan, “Türk toplumu travma geçirdi. Bir gecede kıyafetleri değiştirildi. Dilleri değişti” sözlerini savundu. “Travma olmadan devrim olamayacağını” söyleyen Fırat, “Bundan normal ne olabilir ki? Neden tepki gösterildiğini anlamıyorum. Devrimin, travma yaratmanın ne olduğunu bilmiyorlarsa Allah yardımcıları olsun” dedi. New York Times’a, “Dinleri söküp atıldı” diye bir cümle söylemediğini belirten Fırat, “Dinle ilgili bir şey demedim. Laiklik geldi, cumhuriyet kuruldu, devrimdir. Arka arkaya yapıldı. Bunlar toplumda bir travma yarattı” diye konuştu. Fırat, muhalefetten gelen tepkileri Milliyet’e şöyle değerlendirdi: “Devrimlerin temel özellikleri toplumda travma yaratmaktır. Saltanatı kaldırmışsın. Arapça yazıyı kaldırmışsın. Devrimin kelime anlamı nedir? Türk Dil Kurumu’na baksınlar. 1950’deki çok partili hayata geçiş de bir devrimdir, hâlâ da süreç devam ediyor. Sovyet devrimi yapıldı bitti, o ayrı bir mesele. Fransız devriminin travması hâlâ devam ediyor.” 1950 devrimi Fırat, dün düzenlediği basın toplantısında da Atatürk devrimlerinin travma yarattığını söylediğini ancak bunun iyi ya da kötü olduğuna yönelik bir yorum yapmadığını belirtti. Cumhuriyet devrimlerinin travma yaratmasına rağmen bir şekilde içselleştirildiğini ifade eden Fırat, “Ancak 1950’de gerçekleşen demokrasi devrimi bir türlü içselleştirilememiştir” dedi. Fırat, medyadaki yazarların Türkiye Cumhuriyeti’ni ‘laik ve sosyal devlet’ olarak dile getirdiğini vurgula***, “Demokrasiyi ağızlarına almıyorlar. Bu, demokrasi devriminin içselleştirilemediğinin bir kanıtıdır” diye konuştu. Ne demişti? AKP Genel Başkan Yardımcısı Dengir Mir Mehmet Fırat’ın yankı uyandıran sözleri New York Times gazetesinde Sabrina Tavernise imzasıyla önceki gün yayımlanan haberde yer aldı. Habere göre, Fırat’ın Atatürk devrimleri konusunda kullandığı ifadeler şu şekilde: “Türk toplumu travma geçirdi. Bir gece içinde giysilerini ve dillerini değiştirmeleri istendi. Dini âdetleri ortadan kaldırıldı. Böyle travma geçirmeyen toplumlar insanların nasıl giyindiğine daha az ilgi göstermez.” Haberin en çok tartışma yaratan bölümünde Fırat’ın sözleri İngilizce olarak şöyle yer aldı: “Overnight they were told to change their dress, their language. Their religious ways were dismantled” (Bir gece içinde giysilerini ve dillerini değiştirmeleri istendi. Dini âdetleri ortadan kaldırıldı.) New York Times’ın yaptığı alıntıda dini âdetlerin (religious ways) ortadan kaldırılması bölümünde, fiil olarak İngilizce “dismantle” sözcüğüne yer verildi. Redhouse Sözlüğü’nde “dismantle” sözcüğünün Türkçe karşılıkları olarak şunlar öneriliyor: Sökmek, parçalara ayırmak, kaldırmak, silahtan tecrit etmek... Tavernise, söz konusu haberinde, Türkiye’de “elitler ile halk” arasında bir “sınıf ayrımının” yaşandığını savundu. Tavernise, AKP’nin kitleleri temsil ettiğini belirterek, “Sınıf ayrımı bugünlerde de devam ediyor ve laik kadınların yaşam tarzlarının, daha açık bir biçimde dindar bir toplumda kısıtlanacağı yolundaki derin korkularına katkıda bulunuyor” demişti. 3 KURUŞLUK ODUNA KÖMÜRE SATMAYIN BU MEMLEKETİ ARKADAŞLAR MEMATİ GELİBOLU
 
Şehir: çanakkale Cinsiyet: Bay Tarih: 05.07.2008
Isim: Tamer
Soyad: UYSAL
BEREKETLİ TOPRAKLAR ÜZERİNDE Tarihte öyle dönemler var ki yüzyıllara sığacak olaylar sanki küçücük bir zaman diliminde olup bitivermiştir. Ancak o kısa zaman parçalarında olan bitenler kazındıkları insanlık belleğinde kuşaktan kuşağa aktarılırken bıraktıkları derin izlerle yüzyıllara bedel olarak yaşar gider. Bu üç sözcüğü ilk kez bir arada öğrencilik yıllarımda duymuştum. 1980’lerin başıydı. Üniversitenin kültür merkezinde izlediğim filme aittiler. Sonra yıllarca aynı sözcüklerin izini yeniden sürdüm. Ta ki Deniz’lerin anısının en canlı tanığı Erdal Öz’ün kitabı “Gülünün Solduğu Akşam”ın elime geçtiği zamana kadar… Deniz Gezmiş’in savunma hazırlıkları yaptığı Mamak’taki hapishane odasını betimlerken yatağın köşesinde Orhan Kemal’in okunmaktan yıpranmış bir romanı vardı diyordu Erdal Öz. O roman “Bereketli Topraklar Üzerinde” idi. 1978-1979 yılında çekildiğini ancak daha sonra ortadan kaybolduğunu öğrendiğim uyarlaması şu aralar 28 yıl sonra yeniden vizyonda… Sinemaya can veren biraz da edebiyattı başta. Uyarlamalar sinemacının mesleğini sanat olarak kabul ettirebilmek için başvurduğu bir yol gibi görünse de aslında bunu kolaylaştıran çaba olmuştur. İkisini de severim ama bir tutmam. Bu yüzden filmini hiçbir yerde bulamasam da daha sonra romanını alıp okumuştum “Bereketli Topraklar Üzerinde”nin. Ülkemizde farklı çizgiden toplum sorunlarına eğilen ilk gerçekçi filmler 1964’te senaryosunu Vedat Türkali’nin yazdığı “Karanlıkta Uyananlar” (Ertem Göreç) ve Turgut Özakman’ın 1962’de yayınlanmış “Ocak” adlı tiyatro oyunundan Halit Refiğ tarafından uyarlanan “Gurbet Kuşları”ydı. Filmin diyaloglarını Orhan Kemal yazmıştı. Türkiye’de sinemacılar kuşağının öncüsü Lütfi Ö. Akad gösterilmektedir. Akad öncülüğünün yanı sıra kendini izleyen yeni sinemacılar kuşağıyla aynı dönem içerisinde önemli filmlere imzasını koyup edebiyatta köy ve kent sorunlarıyla başlayan toplumcu gerçekçilik çizgisini, içgöçü konu alan Gelin, Düğün ve Diyet üçlemesiyle sürdürmüştü. Bir yanda Lütfi Ö. Akad’la ve sonraki kuşaktan Yılmaz Güney gibi sıra dışı, toplumsal çelişki ve gerçeklikleri ortaya koyan özgün ve yaratıcılar dışında sinemamızın başarısında, diğer yandan da edebiyatın özellikle toplumcu romanın katkısıyla bir gelişim sağlandığını göz ardı edemeyiz. Birçok edebi yapıtın tanınmasında da yönetmenlerin rolleri küçümsenemez. Bu aşamadan sonra ancak toplumcu yazarlara ait bazı öykü ve romanlar filme çekilmeye başlanmıştı: Cemo (Kemal Bilbaşar), Halkalı Köle (Bekir Yıldız) ve Karartma Geceleri (Rıfat Ilgaz) bunlardan sadece birkaçıdır. Türkiye sinemasının ulusal ve uluslar arası başarısında da edebiyat ve sinemanın dayanışması göze çarpar. Ömer Kavur gelmiş geçmiş bütün nitelikli filmler sıralamasında “Anayurt Oteli” ile hala listelerin en üst sırasındadır. Berna Moran “Türk Romanına Eleştirel Bir Bakış”ta ezilmiş insanların romanı diye nitelediği dönemi incelerken Yusuf Atılgan’ın küçük bir Anadolu kasaba otelindeki katip Zebercet’inin hikayesini de ele alır. Fakir Baykurt’un “Yılanların Öcü” romanında rastladığımız Irazca’sı, mücadeleci ve etkin ana karakteriyle Metin Erksan’ın filminde bir kere daha sevilmiştir. Necati Cumalı’nın bir öyküsünden uyarlanan “Susuz Yaz” ise yurt dışında ödül alarak sinemamızın adını sınırların dışına taşırmayı bilmiştir. Daha sonra çekilen Gizli Yüz, Salkım Hanımın Taneleri ve Mutluluk gibi filmlerin de hepsi birer uyarlamaydı. Türk sinemasına önemli katkılar sağlayan Orhan Kemal’in sinema diline aktarılmış romanları arasında Gurbet Kuşları, 72. Koğuş, Murtaza, Hanımın Çiftliği, Devlet Kuşu, El Kızı, Suçlu, Vukuat Var, Eskici Ve Oğulları yer alıyor. Yazar bazı filmlerin senaryolarının yanı sıra “Üç Arkadaş” adlı filmin bazı diyaloglarını yazmış, “Senaryo Tekniği” adında bir de inceleme kitabı yayınlamıştı. Bursa hapisliği Orhan Kemal’in yazarlık yaşamında bir dönüm noktası sayılır. 1938 yılında Askerlik görevini yaptığı sıralarda ceza yasasının 94. maddesine muhalefetten yargılanıp 5 yıl hüküm giymişti. 1938-1943 yılları arasında yattığı Bursa Ceza Evi, 1940’ta Nâzım Hikmet'in buraya nakledilmesiyle tanışmasına vesile olur. Nâzım ustanın toplumculuk anlayışından etkilenen Orhan Kemal, şiir yazmaktan düz yazıya geçip ülkemizin en iyi romancıları arasına katılır. Dergilerde ilk öyküleri bu dönemde çıkar. 1956 yılında kaleme aldığı “Nâzım Hikmet'le 3,5 Yıl” adlı kitapta da bu konuyla ilgili anılarını aktarır (Nazım da sinemanın her alanında emek vermiş, 1937’de “Güneşe Doğru” adlı filmi çekmişti)… Bereketli Topraklar Üzerinde eleştirmenler tarafından Orhan Kemal’in en iyi romanı gösterilmiştir. Moran’a göre, başarısının nedeni toplumsal gerçekliği doğru yansıtmasından kaynaklıydı. Belki edebiyat tutkumdan belki de sinema aşkımdan Erden Kıral’ın filmleri beni hep mıknatıs gibi çekmiştir. Yılmaz Güney’e de asistanlık yaparak adım attığı sinemada yönetmenliğe “Kanal” filmiyle başlamış, salt yönetmen olmanın ötesinde sinemanın senaryodan kameraya ilişkin her alanda başarı göstermeyi gerektiren bir dönemin, yeni sinemacılar döneminin temsilcisi olmuştu; hakkında “Çağdaş yaklaşımlarla, yalın anlatımıyla özellikle yurt dışında dikkat çekti” diyordu Agâh Özgüç. Önce “Kimse”yi, ardından sinemaya uyarladığı “O/Hakkari’de Bir Mevsim”i, bir çırpıda okuyup bitirmiştim. Ferit Edgü’nün yazdıkları yaşadığımız topraklarda insanları bugün hala aşamadığı o günkü koşullarda çatışmalarıyla çok iyi anlatıyordu çünkü. O öyküler mutlaka filme çekilmeliydi. Erden Kıral sinemanın önemli bir kuşağının temsilcisi olarak seçimlerini iyi yapmıştı. Hakkari’de Bir Mevsim haklı olarak ödül almıştı. Ayna, Av zamanı ve Mavi Sürgün de öyle. Bereketli Topraklar Üzerinde filmi ise o güne dek çekilen en iyi Orhan Kemal uyarlaması sayılmakta. Avrupa’da (Nantes ve Strasbourg) en iyi film seçildi. Filmde yıldız oyunculuk sistemi yok, örneğin Nur Sürer de bu ilk filminde Tuncel Kurtiz, Yaman Okay ve Erkan Yücel ile beraber rol almış. Başrolde tarım emekçileri görünüyor diyordu Erden Kıral. Bu yüzden film yarı belgesel nitelik taşır. Tuncel Kurtiz, Mahmut Tali Öngören ve Erden Kıral’ın senaryosunu birlikte yazdıkları filmde Köse Hasan, Pehlivan Ali ve İflâhsızın Yusuf’un çalışmak için Çukurova’ya gelişleri ve oradaki yaşantıları anlatılır. Önce bir fabrikada, ardından inşaatta, sonra da tarlalarda çok ağır koşullarda işçilik yapmaya başlarlar. Ancak basit bireysel dünyalarından koparak geldikleri kentte insanlık dışı üretim ve yaşam ilişkileri tüm çabalarına rağmen 3 arkadaşa kötü bir son hazırlar. İkisi hayatını kaybeder. Sadece birisi köyüne dönebilecektir: “Lakin denmez be Mıstık. İnsanlığa sığmaz be. Ne dersen, insan dediğin bir insan ya canını vermeli insanlar için, ya da gölge etmemeli dünyamıza!” . Orhan Kemal, daha sonra Bereketli Topraklar Üzerinde romanının bir nev’i devamı gibi olan “Gurbet Kuşları”nı kaleme almıştır. Bu defa üç arkadaştan hayatta kalanın oğlunun İstanbul’a gelişini anlatır. Aynı isimli filmle hiç ilgisi yoktur. Gurbet Kuşları adlı filmde ardı arkası kesilmeyen göç olayında büyük kentte tutunamayan ailelerden birinin geri dönüşü işlenirken bu romanda ise tüm engellere rağmen bir direniş anlatılır. Güç yaşama koşulları içinde halkın sıkıntıları dile gelmektedir. Bir dönem romanıdır. 1940'lı yıllarda iktidara gelen DP yurt dışından alınan borçlarla yıkım-yapım işlerine girişmeyi kendine vazife edinmiştir. Bu nedenle Anadolu'dan İstanbul’a akın akın insan göç etmektedir. Ancak İstanbul’da herkese ekmek varsa da, bir yanda lüküs yapılar yükselirken bunların yaratıcıları olan köylüler kendilerine barınma için gecekondu yapma uğraşı vermek zorundadır. Orhan Kemal bu eserini 1953 yılında çektiği Altı Ölü Var (İpsala Cinayeti) filmine senaryosunu yazdığı Lütfi Ö. Akad’a adamıştır. Moran’ın, hakkında Fethi Naci’nin en iyi 10 Türk romanı arasında dediğini anımsattığı Bereketli Topraklar Üzerinde’den sonra onun devamı sayılan Gurbet Kuşları da önemli sayılan, kuzu postuna bürünmüş oy avcısı politikacıları çirkin yüzleriyle ortaya seren bir başyapıt. Yazar tüm eserlerinde olduğu gibi bu romanında da uyarıcı, yönlendirici ve gerçekçilik yolunu izlemiş, yaşadığı deneyim ve gözlemlerle halka daha iyi yaşamın olanaklarını anlatmak istemiştir. TV kanalları sinema sanatının düzeyli örneklerini göstermek yerine toplumcu gerçekçi filmleri göz ardı edip piyasa işi popüler kültür ürünlerini tekrar tekrar vermekte. Kartelci medya kendi çıkarlarına odaklanmıştır. Günümüzde feodal kültür kentlilerin popüler kültürü haline getirilip ters yüz edilerek halka sanatsal araçlarla; diziler ve filmlerle özümsetilmektedir. Orhan Kemal, içinde bulunduğumuz dönem adeta bir replikası olan Gurbet Kuşları romanını sanki bunu tekrar alaşağı etmek için yazmış, mutlaka okuyun, Bereketli Topraklar Üzerinde’nin hem romanını okuyun, hem Erden Kıral’a ait 1961 Anayasasının görece özgür ortamının bir ürünü, bir dönemin yasaklı ve zayi olan filmini de mutlaka izleyin. Katledilişlerinin 36.yıldönümlerinde Denizlerin antiemperyalist, tam bağımsızlıkçı, demokratik ve gerçekten özgürlükçü mücadelelerinin ipuçlarını bulacaksınız. Tamer UYSAL dosteli16@hotmail.com
 
Şehir: Bursa Cinsiyet: Bay Tarih: 29.06.2008
Isim: Özgür
Soyad: KARAKAYA
KRALİÇE’NİN ARDINDAN… Metalar dünyası büyüdükçe insanlar dünyası küçülür K. MARX Kartel medya başta olmak üzere bütün AB ve ABD’ciler oturup ağlayacaktı. Nedense Türkiye’de hiçbir demokratik açılıma destek vermeyen AB ve diğer emperyalist güçler AKP’nin kapatma kararı üzerine uyarı üstüne uyarı yaparken işbirlikçileriyle birlikte sanki yas tutuyordu. Bu aşamada kraliçenin onca ülke varken kalkıp Türkiye’ye gelmesi şaşırtıcı olmadı. 17 Mayıs’taki (2008) gazetesindeki köşesinde İlker Sarıer’in tespitleri oldukça güzeldi. Sarıer medyayı lafı dolandırmak ve kraliçenin TC ziyaretinin altındaki gerçek nedenler konusunda aydınlatıcı olmamaktan sorumlu tutuyordu… Menderes'le başlayan, Demirel'le süren, Özal'la aşama kaydeden ABD güdümlü siyaset Tayyip Erdoğan'la en pervasız düzeyine ulaşmıştı. Yazara göre Türkiye’ye gelişin sebeplerinden birisi taktik nedenle; BOP çerçevesinde Türkiye’nin AKP tarafından iyice ABD çıkarlarına hizmete sokulur hale gelmesi idi. İngiltere bölgedeki enerji kaynaklarına ilişkin pastadan pay almak, pastayı sadece ABD’ye bırakmak istemiyor. Başbakan "Ben ülkemi adeta pazarlamakla mükellefim" diyordu. Türkiye’nin büyük ölçekli TÜPRAŞ, Erdemir, PETKİM, Seydişehir Alüminyum, TELEKOM gibi en önemli varlıkları elden çıktı, sözde Avrupa Birliğine uyum gerekçesiyle toprak satışları serbest bırakılmıştı. Bölgede varlık elde eden egemen olan güç enerji kaynaklarına da hakim olacaktır. Türkiye demokrasisi cemaatlerin, mafyanın ve bezirgânların ellerine teslim edilmiştir. Sonuna kadar gidebilecek ABD’nin güdümündeki güçlü bir sağ parti her zaman sözde demokrasi nutuklarına rağmen ABD’nin işine gelmektedir. 1 Mart 2003’te meclisten geçmeyen tezkere bunun kanıtıdır. AKP daha sonraki kararının ertesinde genel seçimi büyük bir farkla kazandı. 2007 seçimlerinde yüzde 47’lik oy oranıyla ABD güdümünde yeniden iktidara geldi. Adı başından bu yana AKP’yle anılan tarikat lideri ise ABD'de emrine amade kılınan çiftlikte ve özel devlet koruması altında yaşıyordu. ABD imparatorluğu gölgesinde 'imparatorluk' düşleri adım adım devreye sokulmaya çalışılmakta. Hatırlarsanız buna benzer taktiklerden biri İngilizlerin 1850’lerde Osmanlı toprakları üzerinde başına güdümündeki sözde bir halifeyi getirecekleri “Yakın Doğu Konfederasyonu” projesiydi. Ayrıca küçük devletlere bölünmek anlamına gelen “Balkanizasyon” politikası da akla geliyor. İngiltere bölgede yeniden egemen güçlerden biri olma peşinde, gezinin stratejik yani ikinci nedeni budur demeye getiriyor aşağı yukarı bana göre Sarıer: “Kraliçenin adamları, AKP iktidarından bölgeye ilişkin bir takım isteklerde bulunmak için gelmiş olmalılardır”… Emperyalizmin tüm dünyada ve ülkemizde, temelinde özelleştirmenin olduğu yürürlüğe sokulan bu saldırı, aslında bir işgal harekâtından farksızdır. Öte yandan işbirlikçileri din, İman diyerek halkı uyuturken hızla kendi burjuvasini oluşturmaya çalışıyor. Bunun tipik örneği bizzat ekonomiden sorumlu bir AKP bakanı. Bilindiği gibi Unakıtan, oğlunun gümrük vergileri arttırılmadan hemen önce 4 bin ton çerezlik mısır ithal etmesini “Oğlumun tavukları var, yem onlar!” diye açıklamıştı. Aynı şahsiyetin mensubu bulunduğu partiyle kentsel dönüşüm yapacağız deyip yoksulların gecekonduları başlarına yıkılırken tapusu olmayan araziye kaçak villalar yaptırmıştır… Kraliçenin ziyaretinden önce yayınlanan “İngilizler 150 Bin Konut Alacak” başlıklı haber (Cumhuriyet, 05 Kasım 2007) dikkat çekiyor. Ege ve Akdeniz kıyılarındaki araziler İngilizlerin ilgisini çekiyor. Türkiye’nin enerji gibi toplu konut politikası da tamamen dışa bağımlı hale gelmiştir. Türkiye’de faaliyet gösteren şirketin pazarlama müdürünün açıklamasında da İngilizlerin dünyada en çok gayrimenkul alan milletlerin başında geldiği belirtiliyordu. Türkiye giderek hem İran’laştırılıyor, hem de başında emirlerin, şeyh’lerin bulunduğu bir Arap ülkesine benzetilmeye başlıyor. Türkiye gezisinde Kraliçenin first leydilerle çekilen fotoğraflarıyla birlikte birkaç ay önce Bush’un Ortadoğu gezisinde Laura Bush’un Birleşik Arap Emirlikleri’nde objektiflere yansıyan (baştan aşağı çarşaflara bürünmüş kadınlarla çekilen) resimlerdeki gibi görüntüler süsleyecekti dünya medyasını ya, Sarıer aynı yazısında büyük medyanın ikinci cumhuriyetçi yazar çizer takımını olayı sadece bu yönüyle değerlendirmekle yetinme yanlışlığına düştüğü için eleştirmişti. Özelleştirme, istihdam ve tarım politikalarıyla ülkemiz giderek daha bağımlı hale getirilmiştir. AKP hükümet olur olmaz tıpkı Menderes, Demirel, Özal’ın iş bitiricilik geleneğine u*** inşaat sektörüne el attı. Duble yollarla, tünellerle, alt geçitlerle vs. palyatif çözümler aradı. Ancak halkın temel sorunlarına hiçbir sonuç getirmeyen bu kısa vadeli yatırımlar tüketimi ve dışa bağımlılığı arttırıp enflasyonu körükleyen harcamalardı. İşsizlik ve yoksulluk çığ gibi büyümüştür. Bir yandan kentsel dönüşüm ve toplu konutçuluk adı altında istimlak edilen yoksul mahallelerde ve kentlerin önemli mevkilerinde dubleks, tripleks daireler, lüküs villalar vs. inşa edilirken öte yanda sosyal devletin asıl işlev kazandırılması gereken devlet demir yollarında, tersanelerinde bakımsızlıktan ilgisizlikten iş kazaları ve kayıplar artmaya başlamıştır. Devlet TOKİ eliyle emlak pazarlamasıyla uğraşırken tamamlanmayan sosyal tesisler çürümeye terk edilip, eğitimde nitelik ve yaygınlık yerini türban tartışmaları almıştı. Memleketin altı üstü talan edilmektedir. Demokrasiyi yurtdışında “demokrasiden nasibini almamış ülke” olarak niteleyerek türban konusuna indirgeyen Başbakan, Denizli’de olduğu gibi yandaşlarınca koşulsuz desteklenmesi gereken bir lider haline sokulup adeta putlaştırılmıştır. Zamanında Amerikancı DP nasıl el öperek el üstünde tutulmuşsa aslında ABD’nin parlattığı yeni bir yıldızı olarak AKP’de cemaatlerle birlikte el üstünde tutulmaktadır. 1990’ların başından bu yana Yargıtay’ın da suç kabul ettiği hükmün işlevini yitirmesiyle birlikte nasılsa Sovyetlerin dağılmasını müteakip bir tarikat devreye sokuluvermiştir. Bu tarikatın kökenlerine temel aldığı kaynaklardaki söylemlere dikkat edildiğinde ideolojik yan ön plana çıkarılmaktadır. BOP esbaşkanı sayılan AKP lideriyle birlikte cemaat liderinin de projeyi tamamlayan unsur haline geldiği apaçıktır. 12 Eylül darbesiyle tamamen dibi kazınan ulus devletin kazanımları yok edildikten sonra din yoluyla siyaset yapan bezirgânların önü açılmaya başlanmıştır. Bursa gerçeği… Bursa, Kraliçenin ziyaretinde Başkentten sonra ikinci duraktı. Bursa gezisi üzerine çeşitli faraziyeler ileri sürüldü. Kimi Cumhurbaşkanının memleketine torpil saymasınlar diye Kayseri’nin yerine Bursa’nın seçildiğini, kimiyse şu aralar okuduğu kitapla Osmanlı tarihine merak saran Kraliçenin isteği doğrultusunda Bursa’nın tercih edildiğini belirtmişti. Yine en anlamlı ve mantıklı yorumu Cumhuriyet gazetesindeki köşesinde Oktay Ekinci’nin yaptığını düşünüyorum. Ekinci’ye göre (muhafazakârlığıyla ünlü şu ara AKP’nin kalesi konumundaki bir kenti) tercih edişle “adeta 1920’lere inat gösteriler şeklinde…” yasal monarşiyle yönetilen bir ülkeden AKP’ye koşulsuz bir destek ve kim ne derse desin üstelik İzmir dururken laikçilerle bir hesaplaşma var gibi gözükmektedir. Bursa bu ara kapitalizmin peşkeş uygulamalarına verdiği adlardan biri olan “Yap-İşlet” modelinin en sık uygulandığı illerden biri. Bursagaz, 2004'te özelleştirilen ilk şehiriçi doğalgaz işletmesi. Başbakanın damadının yöneticiliğini yaptığı holdinge bağlı enerji şirketine devredilen kuruluş bir süre önce zam talebiyle ve yabancılara aktarılan hisselerle gündeme gelmişti. Bu tür işletmeler ürettiğinin fazlasını devlete geri satmaktadırlar. Bursa’nın içme suyunu sağlayan belediye kuruluşunun tamamen özelleştirilmesi ise bir süre önce gündeme gelmiş bu konu uzun süre tartışılmıştı. Bugün Türkiye’nin en pahalı suyunu kullanan ulaşımın en pahalı olduğu illerden birisidir Bursa. Bursa Büyükşehir Belediyesinin icraatlarından birini duyuran bir haber geçenlerde dikkatimi çekti. Haberde “Büyükşehir Belediyesi Terminal bitişiğindeki 94 bin metrekarelik arsasını uluslararası bir market zincirine sattı” deniyordu. Kısa bir süre önce yine kent merkezi olarak ayrılan önemli bölgede açılan alışveriş merkezinin 30 yıllığına cüzi fiyatla yap-işlet-modeli yoluyla işletme hakkının bir tanesi yerel medya patronu olan 2 holdinge verilmesi de Oktay Ekinci’nin vurguladığı bir gerçeği ortaya seriyor, Ekinci “Bursa’ya TMMOB reçetesi” başlıklı 25 Ekim 2007 günlü yazısında sempozyumun bildirgesinden bir alıntıyı aktarıyordu: “Kentsel rantın paylaşılmasında medya kullanılmakta, bağımsız gazetecilik gün geçtikçe zorlaşmaktadır”. Sadece Bursa’nın değil bu Türkiye’nin de bir gerçeğidir… Bursalılar toplu konutçuluk adı altında da ilginç uygulamalara tanık oldular. Milyonlarca metrekarelik arazinin yabancılara satıldığı dönemde AKP’li Bursa belediyeleri de sosyal devlet ve belediyecilik anlayışıyla uzaktan yakından ilgisi olmayan projelere girişti. Sanırım bunlardan en ilginci de Hikmet Şahin’in yönetiminde Bursa Büyükşehir Belediyesi’nin uygulamasıyla gerçekleşti. Hamitler adlı toplu konut alanındaki konutların konumuna göre hak sahiplerine dağılımını gösteren planın kura çekiminin ardından değiştirildiği ortaya çıktı. Isıtma ve elektrik donanımı tamamlanmadan hak sahiplerine teslim edilen kent merkezine oldukça uzak Hasanağa bölgesindeki toplu konutlar Bursa dışındaki kişilere bile pazarlandığı halde beklenen ilgiyi görmedi. Yıldırım’da kestane ağaçlarının bulunduğu 3.derecede doğal sit alanı olan bölgede imar planı değiştirilerek yapılan villa tipi lüküs konutlar ise dar gelirlilerin ihtiyaçlarına dönük olmaktan uzaktı. Velhasıl toplu konut ve kent meydanı fiyaskosunun ardından başka bir tanesi de bir süredir yapımı süren ve açılmasında pürüzler ortaya çıkan yeni Yaş Sebze ve Meyve Hali. Kent içinde kaldığı yoğun trafik ve çevre kirliliği yarattığı için çalışanlara ve çevredekilere kabir azabı yaşatan eski halin yerine geçecek Görükle beldesi civarındaki yeni halin Bursa’nın Gürsu ilçesinde kısa süre önce Ticaret ve Sanayi Bakanlığı’ndan aldığı ruhsatla faaliyete giren hal nedeniyle ilgiyi yeterince görmeyeceği de söyleniyor. AKP ve Bursa’daki kıyım politikası… Bursa Büyükşehir Belediyesi’nin personel politikasının ise AKP politikalarından farkı yok. AKP’nin seçimlerde belediye başkanlıkları için aradığı yüksek okul mezunu olmak, dürüstlük, liyakat gibi kriterleri nedense daha sonra bizzat belediye başkanları tarafından Başbakan’ın “kendi kadromu bal gibi atarım” sözleri doğrultusunda değişti. Sağlık ve eğitim alanında binlerce atama yapıldı. Samsun’da ve en son Eskişehir’de gençlik ve spor müdürlüğü ile sağlık müdürlüğü il personel müdürlüğüne imamlar getirilmişti. Bursa basınında pek yankı bulmamasına rağmen Tüm-Bel-Sen Bursa Şubesi’nin açıklamasıyla Bursa Büyükşehir Belediyesinin garip uygulamaları da kamuoyuna yansıdı. Bir haberde Hikmet Şahin yönetimindeki belediye aleyhine belediye çalışanları tarafından atamalar ve görev yeri değişiklikleri nedeniyle 200’ü aşkın dava açıldığı belirtiliyordu (Kent gazetesi 2 Ağustos 2007). Örneğin iletişim fakültesi mezunu Tamer Uysal, Basın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğü’nde görevliyken Hal Müdürlüğü binasına yollanmıştı. Uysal’a ise burada makbuz kestirildiğine işaret ediliyordu… Türkiye’nin başta eğitim, sağlık gibi onca sorunu varken AKP’nin uyguladığı ekonomi politikasıyla iç ve dış siyaset anlayışının ne kadar yanlış ve halkın yararına olmadığı açıktır. Siyasal ve sosyal rant üzerine kurulu popülist, Cüneyt Zapsular, Unakıtanlar, Offer’lar, alidibolar ve benzeri isimler üzerine kurulu politikaların geleceğe ilişkin hiçbir umut verici yanı bulunmamaktadır. AKP sadece muhafazakârlığı ve tüccarlığı ile övünmektedir. Türkiye’de sıranın otoyollar, köprüler, barajlar, şeker fabrikalarına geldiği görülmektedir. Halkın sosyal güvenliğinden sonra onların toplumsal yaşam alanlarını kısıtlamak fütursuzluğun dik alası olacaktır. Osmanlıya başkentlik yapan ve sahip olduğu anıtsal eserlerle “Osmanlı tarihinin dibacesi” addedilen Bursa’da, M.Kemal, 5 Şubat 1933’te ünlü “Bursa Nutku”nu dile getirmiştir. M.Kemal’in şu sözleri ise akıldan çıkarılmayacak anlamla doludur: “Bu ülke batının emperyalizminden doğunun da vicdan sömürüsünden kurtulursa ancak o zaman aydınlık günlere kavuşur”. Özgür KARAKAYA/Bursa ozgkara@hotmail.com
 
Şehir: Bursa Cinsiyet: Bay Tarih: 29.06.2008
Isim: MEMATİ
Soyad: GELİBOLU
SAYIN GAZETE YÖNETİCİLERİ AZ ÖNCE YAZDIĞIM MESAJI BELKİDE YAYINLAMAK İSTEMEYECEKSİNİZ AMA TAMAMI GERÇEK VE DAHASIDA VARDIR CİDDİYE ALMANIZI ÜMİD EDERİM BÖYLE BİR DÖNEMDE EKONEMİK KİRİZİN TAVAN YAPTIĞI DÖNEMDE BİZİM İŞ VERENLERİMİZE KARŞI YAPILAN BU HAKSIZLIĞI KINIYORUZ SAYIN BAŞKANIN BU İLLEGAL TUTUMUNU SİZLERE BİLDİRMEK ZORUNDA KALDIK O İNSANLARDA BU İŞİN SIKINTISINI YAŞAMAKTADIRLAR FİRMALAR DÖRT GÖZLE VERGİ VE SSK AFFI BEKLERKEN BU İSTENEN RAKKAM HERKEZİ ZOR DURUMA İTMEKTEDİR TEŞEKKÜRLER.
 
Şehir: ÇANAKKALE Cinsiyet: Bay Tarih: 15.06.2008
Isim: memati
Soyad: gelibolu
SAYIN GELİBOLU YAŞAYANLARI BİR SÜRE ÖNCE SAYIN BAŞKANIMIZ CİHAT BİNGÖL YARDIM ADI ALTINDA HARAÇ TOPLAMAYA BAŞLAMIŞTIR BUNUNDA İLK ÖRNEKLERİ TERSANE TAŞARÖNLERİNDEN BAŞLAMIŞTIR FİRMA BAŞINA 20.000 YTL İSTEKTE BULUNMUŞ VE BUNUN KARŞISINDA İLERDE BAŞINIZ SIKIŞIRSA BELEDİYEYLE İLGİ HER ZAMAN HER TÜRLÜ YANINIZDAYIM MESAJINI AÇIKÇA VERMİŞTİR SAYIN HALKIMIZ BÖYLE BİR BAĞIŞI HİÇ BİR DÖNEM HİÇ BİR BAŞKAN YAPMAMIŞTIR BU YAZIMI CİDDİYE ALIP LÜTFEN ARAŞTIRMA YAPILMASINI RİCA EDİYORUM SAYIN BAŞKAN SİZDE LÜTFEN KİRLİ ELLERİNİZİ ÇEKİN TERSANE ÜZERİNDEN ORASU 500 İŞÇİYE EKMEK KAPISIDIR SİZİN İÇİN RANT KAPISI ASLA OLMAYACAKTIR SAYGILARIMLA ..TERSANE ÇALIŞANLARINDAN BİRİ..
 
Şehir: çanakkale Cinsiyet: Bay Tarih: 15.06.2008
Isim: selam
Soyad: kurt
BÜYÜK ZAFER GAZETESININDE GEZINIRKEN ADAMIN BIRI 23 NISAN DOLAYISIYLA COCUKLARA 3 BIN TANE BALON DAGITMIS NE KADAR GUZEL IKI KARDESIDE OPUYORUM BABALARI COCUKLARINI ORNEK ALSIN SELAMLAR
 
Şehir: konya Cinsiyet: Bay Tarih: 23.05.2008
Isim: levent
Soyad: kalem
ÇANAKKALEME AÇIK MEKTUP Rockefeller Vakfı’ndan yardım alan Soros’cu Tarih Vakfı’nın Türkiye üzerinde oynadığı oyunlardan en tehlikelisi Çanakkale’de oynanmaktadır.Bizi parçalanan Rusya durumuna düşürmek isteyenlerin, YEREL TARİH adı altında Çanakkale’de bir takım faaliyetlerde bulunduğunu; ilk Neval Kavcar’ın;SİVİL İHANET (Anadolu’dan Türk Mührü Siliniyor) kitabında duydum.Ayrıca,benzerlerini görmek için Mustafa Yıldırım’ın Sivil Örümceğin Ağında mutlaka okunmalıdır. Osmanlı Devleti’ni sadece çöküş dönemiyle ele alarak,küçümseyen,o dönemde azınlıkları Türk halkından üstün gösterme çabasında olan bu AB destekli hain çetesi,bir çok ilimizde olduğu gibi Çanakkale’de de faaliyette bulunmuş ve bulunmaktadır.Halkımızın temiz ve iyi niyetini suiistimal eden bu Prof. ön ekli hainler,emperyalist dedelerinin zamanında silahla yapamadıklarını;şimdi içimizdeki hainleri besleyerek,uyduruk; kendi aydınlarını yaratarak; silahsız yapmaktadırlar.Proje bedeli adı altında AB den nemalanmakta,sonrada kandırılan halkımızdan kendi kuyularını kazmaları istenmektedir.Başarılı da olmuşlardır. I.Cihan Harbinde ve akabinde Kurtuluş Harbinde Türk Halkı cepheden cepheye koşup vatanı savunurken,Rum,Ermeni,Yahudi azınlıklar savaşa katılmamış,onunla da yetinmeyip düşmana yardım ve yataklık yapmışlardır.Türk halkı açlık ve sefaletle boğuşurken bu azınlıklar zenginleşmişlerdir.Doğal olarak ta her şehrimizde önemli mal varlığı edinmiştir.Tarih Vakfının tüm amacı,o zamana ait olan azınlık mallarının tapu kayıtlarını çıkarmaktır ve bir çoğunu halkın samimi ve temiz duygularını kullanarak çıkarmışlardır.Çünkü daha 1990’lü yıllarda Vakıflar Yasasının çıkarılacağını biliyorlardı ve şuan itibariyle çıkmıştır. Atatürk’ün 1936 Beyannamesiyle yabancıların ve yabancı vakıfların mal edinmesine konulan sınırlar yıkılmış,artık savaşarak,kanımızla sula*** aldığımız topraklarımızı,masa başında bizden talep etme durumuna gelmişlerdir.Ermeni Soykırımı yalanlarıyla siyasi arenada sıkıştırılan Türkiye,ileride bir çok azınlık konusunda köşeye sıkıştırılmak istenmektedir. Birçok ilimizde faaliyet gösteren bu hainler bizi içerden ve bizimle vurmaktadırlar.Ama beni en çok sarsan;emperyalistlerin dünya tarihinde hezimete uğratan tek ulus olan Tükler ve yer Çanakkale’de , başka ülkelerde örnekleri varken bu basit oyunun işlemesidir.Bu hainlere Atatürk’ün Türkiye Cumhuriyet’in de resmi kurumlarca destek vermesidir. Dünyanın bir çok ülkesinde (hatta sınır komşumuz Rusya’da) oynanmış bu oyunun biran önce önlenmesini,önlenmezse bile verilen desteğin kesilmesini istiyorum.Bir karış toprağa gömülmüş; Şehitlerimizin kemiklerinle oyna*** çocukluk geçirmiş,Çanakkaleli olarak,bu hainlere Çanakkale’nin geçilmeyeceğini hatırlatmalıyız.Çanakkale Halkını bilgilendiriniz ve bu insanlara desteğini kestiriniz.Aynı acıları yaşamamak,bize miras edilen topraklarımıza sahip çıkmak, Atatürk ve tüm şehitlerimize layık olmak adına bunu yapın. Saygılar. Levent Kalem
 
Şehir: izmir Cinsiyet: Bay Tarih: 01.05.2008
Isim: Ahmet
Soyad: KARA
İşitme engelliler ilköğretim okulu çevresinde oturuyorum.Okulun tam arkasında daha once su pompasının bulunduğu kolorduya ait olan boş bir arazi var.Şu anda at tüccarlarının hizmetinde at kişnemelerinden uyku uyuyamaz olduk. Bu gün pazar.Ve gece bir at ipi dolaştığı için bağıra bağıra öldü.Saat 13.30 belediye yetkililerine ulaşmamıza rağmen at leşi hala kaldırılmadı.Bildiğim kadarıyla yerleşim alanları içierisinde hayvan beslemek yasak.O nedenle ahırlar yerleşim alanı dışına alındı.bunlara ise müdahale yok.Serbest kalan atlar çocuk parkını otlak gibi kullanmakta.Çocuklarımızda at pisliği arasında parkta oynamakta.Halen leşin etrafında köpekler dolaşıyor.Aç iseler parçalayacaklar.Bunu buraya niçin yazdım?? Günlerden pazar da olsa bazı hizmetlerde aksama olamayacağı kesin.Bir kepçe ve römork göndermek çok mu zor??Leşin kalkması için mesai günü beklenecek!!!??
 
Şehir: GELİ BOLU Cinsiyet: Bay Tarih: 27.04.2008
Isim: servet
Soyad: ersoy
Sevgili uz ve konukbay şu küçücük şirin kasabada gönlünü vermiş değerli iki yazarı kutluyor gözlerinizden öpüyorum.Yılgınlık yok çünki dünyanızda sevgi o kadar çok ki bu sevgiyi almak iseyenlere veriyorsunuz.Sevgiyle kalın.
 
Şehir: gelibolu Cinsiyet: Bay Tarih: 25.04.2008
Toplam 202 tane mesaj yazılmıştır.
Sayfa: 1 - 2 - 3 - 4 - 5 - 6 - 7 - 8 - 9 - 10 - 11 - 12 - 13 - 14 - 15 - 16 - 17 - 18 - 19 - 20 - 21 -
Gelibolu Büyük Zafer Gazetesi

WEBMASTER  Roket1907